İdam cezasından vazgeçersek, Kürtçe yayın ve eğitim konusunda Avrupa Birliği standartlarına uygun bir ilerleme yaparsak hemen Avrupa Birliği’ne mi gireceğiz? Hayır, böyle bir şey olmayacak…
On altıncı yüzyıl sonlarında İstanbul’da görev yapan İngiliz Büyükelçisi’nin silahtarı olan Ricault anılarında, Türklerin o tarihte bütün gün kahvehanelerde oturup devlet yöneticilerini çekiştirdiklerini anlatıyor…
Futbolu her ulus kendi karakterine göre oynar derler… Gerçekten de öyledir. Brezilyalılar, Brezilyalı gibi oynarlar örneğin… Favelaların çıplak ayaklı çocukları, kumsallarda samba davullarının ritmini kalplerinin içinde hissederek yetişirler ve oynarken...
Gertrude Stein’in bir sözünü çok sık hatırlıyorum… Aynaya bakmadığım, berberde tıraş olurken önümdeki örtüye dökülen saçlarımın rengine dikkat etmediğim zamanlarda… Şöyle diyor Stein: “İçimizde daima aynı yaştayız.”
İnsan zaman içinde değişebilir mi? Hiç kuşkusuz evet, değişebilir. Bu insan doğasının bir özelliği.. Bir beynimiz var.. Düşünebiliyor, karşılaştığı olayları değerlendiriyor, yeni fikirlerle tanışıyor, öğrenebiliyor..
Devlet Bahçeli, 12 Ocak 2000 tarihinde yapılan liderler zirvesinde alınan karara uygun olarak Abdullah Öcalan ile ilgili idam kararı dosyasının TBMM’ye sevkini istiyor. Hatırlamayanlar için yazayım, o gün yapılan liderler...
Victor Hugo şöyle söylemiş: “Geleceğin birçok adı var: Zayıf biri için ulaşılmaz; korkak biri için bilinmeyen; yürekli biri için ise fırsat.” Türkiye’nin Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerinin başlaması bizim...
Pazar günkü yazımda Ezginin Günlüğü’nden dinlediğim bir şarkıdan söz etmiştim… Pazar sabahı daha kargalar kahvaltılarından kalkmamıştı ki Hasan Bülent Kahraman aradı… Şarkının sözlerinin Sait Faik’in çok bilinen bir şiirinden alındığını...