Türkiye’de her gün yaklaşık iki buçuk milyon adet gazete satılıyor. Çok değil, iki sene önce gazetelerin toplam satışı günlük 6 milyon adetin üzerindeydi.
Bazen kendimi çok yaşlı hissediyorum. Aslında hiç de yaşlı sayılmam. Hatta kendimde her şeyi, okuduğum okulu, seçtiğim mesleği vs. silip hayata yeniden başlamama yetecek kadar bir enerji hissettiğimi bile itiraf...
Bugün pazar, uzun tatilciler ‘için tatilin ikinci günü… Bizim gibi ‘tekkeyi bekleyenler’ için de İstanbul’un o eski güzelim sakin havasını solumanın ikinci günü… Kim daha kârlı, bunun tartışmasın! bir yana...
Yazımın başında hemen belirteyim ki biraz sonra okuyacaklarınız, 10 günlük tatili İstanbul’da ve işinin başında geçirmek zorunda kalan bir insanın hezeyanları değildir.
Fanatik’te iki gündür üst üste yayımlanan bir haber bana soldaki kulağını, sağ elini kafasının arkasından dolaştırarak gösteren adamı hatırlattı. Fatih Terim’in “Ajax modeli alt yapı” projesinden söz ettiğimi hemen anlamış...
Sakallı Celal, Türkiye’nin batılılaşma çabalarını ‘doğuya giden bir gemide batıya doğru yürümek’ diye nitelemişti. Okuduğum bir kitap bu sözü bana yeniden hatırlattı.
Akşam Gazetesi’nin eski sahibi Mehmet Ali Ilıcak’ın tutuklanıp hapse konulması olayı, Türkiye’de kamu ile vatandaş ilişkisinin niteliğini bir kez daha görmemizi sağlayan iyi bir örnek oldu.
Yıllar önce Orhan Gencebay’ın oynadığı bir film seyretmiştim. Üniversitede okuduğum yıllardaydı. 0 zamanlar acıklı Türk filmlerine gidip katıla katıla gülmek modaydı. Çok eğlenirdik ama sinemanın diğer müşterilerinin de nefretini toplardık....
Fenerbahçe’nin şampiyonluk yarışında kazandığı avantajı kaybetmemek için mutlaka kazanmak zorunda olduğu bir maça tek forvet oyuncusu ile çıkmasının anlamı ne olabilir?