Türk gazetelerini Amerikalılar mı okuyor?
Senirkent felaketi, Türk basınının, Türk halkının acılarına, günlük sorunlarına ne kadar uzak kaldığını ortaya koyan bir turnusol kağıdı oldu.
Sen bekleyebilirsin, ama dünya beklemez!
Posta’nın bugünkü manşeti yakınlarını kaybetmiş, yüreği yaralı insanların feryatlarını yansıtıyor.
Kimse almadı, geriye kalmadı
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi Romanya’da hüküm süren “Aşağılık Carol” isimli kralı bugün hatırlayan var mı, bilmiyorum..
Türkiye'nin çivisi
Kendi de bir köşe yazarı olan ve benim gibi “hem Mülkiyeli, hem de saf ve temiz bir Anadolu çocuğu” olan bir ağabeyim aradı geçen hafta başında.
Köşe yazarları
Gazeteler çılgın bir promosyon yarışındalar. Sadece Sabah gazetesinde dün tam 14 tane kupon saydım. Buna rağmen Sabah’ın satışı bir türlü istenilen düzeye gelemiyor.
Günün fıkrası
Son günlerde halk arasında dilden dile dolaşan şu fıkrayı çok seviyorum. Defalarca dinlemiş olmama rağmen, her anlatıldığında, sanki ilk kez dinliyormuş gibi gülüyorum. Fıkra şöyle:
Ne yapmalı?
Sabah’ın Genel Yayın Müdürü dünkü gazetesinde “Bütün gazetelerin bağımsız olduğu, hiçbir haberin, hiçbir maksat taşımadan okura ulaştırıldığı, rakiplere tiraj farkını açtıkları için iftira edilmediği bir basın” diyor.
Posta, sadece gazetecilik yapar
Günlerdir tüylerimiz diken diken izliyoruz. Sabah gazetesinin Türk basın dünyasında yarattığı kirlenme yavaş yavaş herkesi içine çekiyor.
Meydan boş değil
Zafer Mutlu, dün Sabah’ta yayınlanan yazısında “Gazeteci iftira eder mi?” diye sorup cevabını da kendisi veriyor: “Etmez, etmemeli, etmemesi gerekir…”
