Gazetedeki odam ağaçlarla dolu büyük bir bahçeye bakıyor. Kar yağmaya başladığından beri gözümü oradan alamıyorum. İnanılmaz güzel bir manzara. Bodur ağaçlar, kırmızı göz alıcı çiçekleriyle kokinalar yarı bellerine kadar kara...
Sonra yine El Mitra söz aldı: Ya ‘evlilik’ için ne dersin, erenler? Ve yanıtladı El Mustafa: Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız.
Geçen gün bir arkadaşımın evine gittim. Apartmana girerken alt kattaki dairelerden birinin salon penceresinden dışarıya doğru uzanan bir soba borusu dikkatimi çekti. Çekmemesi imkansızdı çünkü ‘boru – baca’dan hatırı sayılır...
Türkiye’yi bir tarlaya benzetsek ve “Bu topraklarda, bu iklimde en iyi ne yetişir?” diye sorsak, sizin yanıtınızı bilemem ama benimki “Faşizm” olurdu. TÜSİAD’ın yaptırdığı ve geçen hafta sonuçlarından kabaca söz...
Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide bir kaç saniye oyalananlar hep aynı şeyi anlatırlar: O anda hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti…
İtiraf ediyorum, bunu da yaptım. Celine Dion’un plastik sesini üç dakika boyunca dinledim. Bu da yetmedi arabada giderken “I’ll be waiting for you”yu (‘Bekliyor olacağım’ diye çeviriyorum) avaz avaz söyledim.
Doğru erkek neslinin tükendiğinden yakınan hanım okuyuculardan aldığım e – postalara ilişkin yazdıklarımın mürekkebi kurumamıştı ki, bu kez erkek okuyucular ‘doğru kadın da yok’ diye feryada başladılar.
Siyasette falcılığa pek inanmam ama bugünün Türkiye’sine baktığımda yeni bir seçimin en azından 2002 yılı içinde yapılmayacağını görüyorum. Hatta biraz daha iddialıyım, bana öyle geliyor ki, uzun yıllar sonra...